Newton fiziğine bağlı dünya modelinde evrenin katı, maddi ve birimlere ayrılmış “inşaat blokları”ndan oluştuğunu söyler. 19.Yüzyılın sonunda fizikçiler maddenin en küçük alemlerini inceleyecek aletler geliştirmeye başladıklarında mesela maddeyi yüzlerce kez büyüten elektron mikroskobunu bulduklarında çok şaşırtıcı bir şey keşfettiler. Newton fiziği orada işlemiyordu. Orada, araştırmalarının sonuçlarını önceden tahmin edemedikleri gibi tam olarak da açıklayamadıkları bir şeyler oluyordu.
Ve sonraki yüzyılda gözle görülemeyen bu dünyayı açıklamak için yeni bir bilim gelişti. Kuantum Mekaniği ya da Kuantum Fiziği.
Kuantum Teorisinin ortaya çıkarttığı şeyler öylesine dumura uğratıcıdır ki insana bilimkurgu filmlerini anımsatır. Ve en büyük buluş parçacıklar (foton parçacıkları) aynı anda iki ya da daha fazla yerde olabilir. Sonraki bulgular daha da şaşırtıcı bilgiler verdi; bu parçacıklar aynı anda 3000 farklı yerde olabiliyorlardı.
Einstein hiçbir şeyin ışık hızından daha hızlı yol alamayacağını söyledi oysa kuantum fiziği atom altı parçacıklarının tüm uzamsal mesafeler arasında anlıksal iletişime girebildiğini kanıtladı.
Madde ve atom için geçerli olan aynen insan için de geçerlidir. Yani insanın bildiğimiz fizik yasalarına göre işleyen bir bedeni vardır ve bu bedenin işleyişi geleneksel bilimin mantığı ile açıklanabilir. Fakat geleneksel bilim insan bedenine ait işleyişinin tamamını açıklayabilecek tutarlılıktan yoksundur. Çok basit bir örnekle limonu düşündüğünüzde dilinizin kamaşır. Panik atak hastası olan bir insanda ataklar sırasında pek çok fiziksel anormallikler yaşanır.
Kuantum fiziğine göre atom altı dünyası, bizim düşüncelerimizle ona şekil vermemizi bekleyen olabilirliklerdir. Kuantum alanı aynı zamanda sonsuz olasılıklar dünyasıdır, olabilirlikler o kadar çoktur ki içinde kaybolabilirsiniz. Olabilirlikleri olan haline getiren bizleriz. Düşünceler çok güçlü bir gerçek oluşturucusudur.
Dolanıklık teorisi kuantum fiziğinin en gizemli ve en önemli kısımlarından biridir. Esası, iki foton parçacığının birbirlerinden uzakta olmalarına rağmen birbirlerinden haberdarmış gibi davranmaları. Diyelim ki bir foton parçacığını ikiye bölüyorsunuz ve birine yalıtılmış bir ortamda bir bilgi yüklüyorsunuz ya da bir hareketi yapmaya zorluyorsunuz. Aynı anda yine yalıtılmış bir diğer bölümde duran diğer parça kendiliğinden aynı hareketi yapar.
Fizikçiler bu işin nasıl gerçekleştiğini sorguladılar. Nasıl oluyordu da iki parça birbirinden ayrı iken birbirleri ile haberleşebiliyorlardı. Acaba ikisinin arasında haberleşmelerini sağlayan görünmez bir ağ mı vardır?
Sonuç şaşırtıcıydı; Aslında bütün foton parçacıkları tek bir fotondan ibaretti. Fakat biz onların ayrı olduklarını zannediyorduk. Buna Dolanıklık teorisi dediler. Şimdi; eğer parçacıklar dolanıksa zihinler de dolanık olabilir mi?
Dr. Dean Radin, Dolanık Zihinler adlı bir kitap yazdı ve kitabında bu konuda yapılan deneylere yer verdi. Deneylerden biri şöyle; Bir laboratuvarda bir test yapıldı. İki kişiden bir süre sürekli birbirlerini akılda tutmaları istendi. Bundan sonra iki kişi birbirinden ayrıldı ve aralarında hiçbir fiziksel iletişimin mümkün olmadığı iki farklı yere gönderildiler. Bilim insanları onları psikolojik olarak birbirlerine bağladı. Radin şöyle diyordu” Birini dürtükleyince öteki de tepki veriyor mu görmek istedik” Sonuç; evet, birinin dürtüklediklerinde diğeri de tepki veriyordu. Bu aynı ortamda olmamalarına rağmen iki kişinin hala dolanık (bütün) olduğunu gösterdi.
Bir salonda çok sayıda deneğe “ kuralsız bir şekilde yürümeleri” söyleniyor. Bunların içinden birkaçına ise (diğerlerinin bilgisi olmadan) ne şekilde ve hangi hat üzerinde yürüyecekleri önceden bildiriliyor. Ve bir süre sonra, salondaki hemen bütün bireylerin aralarında konuşması yasak olmasına rağmen, bu bilinçli hareket edenlerin peşine takıldıkları gözleniyor. Ve tabii yönlendirildiklerinin farkında olmadan.
Grup davranışları ile ilgili benzer deneyle farklı büyüklükteki farklı gruplar üzerinde ve farklı oranlarda “bilinçli denek” ile yürütülmüş. Ve neticede grup ne kadar kalabalıksa, yönlendirmek için gereken birey oranının o kadar düştüğü ortaya çıkmış. 200 kişiyi aşan gruplarda %5 oranında “bilinçli denek” yeterli imiş.
Sonuçları Amiral Behaviour adlı bilimsel bir dergide yayınlanan bu araştırma, insanların çoğunun (şimdilik) kendi inisiyatifi ve seçimleriyle davranmaktan çok atalarının ya da ait oldukları sosyal çevrenin veya grubun yönlendirmeleri ile davrandığını gösteriyor.
Bu konuda sık tekrarlanan bir örnek koyunların topluca bir uçurumdan aşağı düşmeleridir. Hiçbir zaman atlayan bir koyunun ardından diğerlerinin atlamayıp “ben niye şimdi atlayayım” diye düşündüğü olmuyor.
Neden? Çünkü koyunların böyle bir refleksi yok. İnsan koyun değil elbette ama insanın beyninde de bir bölüm koyundaki gibi çalışıyor. “ beraber olan, güvende olur”
Leave a Reply